Uluslararası hukuk sistemi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nden bu yana, normatif bir krizin pençesindedir. Bu krizin ontolojik temeli, modern devletin “egemenlik” (sovereignty) iddiası ile evrensel insan hakları hukukunun (jus cogens) koruma yükümlülüğü arasındaki uzlaşmaz çelişkiye dayanır[1]. Devletler, kendi sınırları dahilindeki etnik, dini veya ulusal gruplara yönelik asimilasyonist politikalarını, “iç hukuk meselesi” (domestic... Read More

