Öyle bir devirdi ki, gökyüzü kan rengine bürünmüş, kürre-i arz kılıçların gölgesinde titrer olmuştu. Mısır’ın güneşi, ufukta kızıl bir yara gibi açılır, Hitit diyarının yıldızları birer meşale misali yanıp sönmekteydi. Nehirlerin kadim fısıltısı, harp naralarıyla boğulmuş; atların nal sesleri, miğferlerin birbirine çarpan yankısıyla âlemi inletmekteydi. Toprak, barışın değil, savaş arabalarının ağırlığını taşıyordu. Firavun II. Ramses,... Read More

