11 Temmuz 2025’te, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı kapsamında Süleymaniye’de silahlarını sembolik olarak yakan Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun Sözcüsü Bese Hozat, Medya Haber’e konuk oldu.
Bese Hozat, Medya Haber’de Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç, çerçeve yasa, Abdullah Öcalan’ın statüsü ve Türkiye’nin demokratikleşme meseleleri başta olmak üzere güncel politik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Şimdiye kadar tek taraflı adımlarla ağırlıkta bir süreç işlendi’
Sürecin geldiği aşamaya değinen Bese Hozat, 2 yıllık süreçte hareket olarak ciddi adımlar attıklarını ama buna karşı devletin ciddi bir adım atmadığını söyledi. Bese Hozat, “Şimdiye kadar da tek taraflı adımlarla ağırlıkta bu süreç işlendi. Bu açıktır” dedi.
Sürecin işlemesi için Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Bese Hozat, şunları söyledi:
“Önder Apo’nun ihtiyaç duyduğu her bir kesimden insanın -siyasetçi olur, akademisyen olur, yazar olur, çizer olur, aydın olur, gazeteci olur, örgüt yönetimi olur, siyasi partiler olur, yapılar olur- her kesimin çok rahat bir biçimde Önder Apo’yla görüşmesi, Önderliğimizin de görüşlerini açık bir biçimde, özgür biçimde kamuoyuna yansıtması gerekiyor. Bu sürecin başarılı yürümesi bununla mümkün. Tıkır tıkır işleyecekse bu tarzda işlemeli. Sürecin tıkır tıkır işlemesi Önder Apo’nun özgürce bu süreci resmi ve fiili olarak yürütmesiyle ilgili bir durum. Aksi durumda dediğim gibi çok ağır işleyen, daha çok da tek taraflı adımlarla gelişen bir süreç. Bu süreç tek taraflı gitmez, mümkün değil. Bunu belirtmek gerekir.”
‘Hukukta bunun bir adı olmalı, bir statüsü olmalı’
Abdullah Öcalan’ın bu süreci geliştirmede son derece kararlı, ısrarlı ve inançlı olduğunun altını çizen Hozat, muhatabında da aynı kararlılığı, aynı inancı ve aynı ciddiyeti elbette görmek istediğini söyledi. Bese Hozat, Öcalan’ın statüsüne ilişkin, “Barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür, bunun adı resmen ve hukuken konmalıdır” dedi ve şu ifadeleri kullandı:
“De facto olmaz. Bir yasal düzenlemesi olmalıdır. Hukukta bunun bir adı olmalıdır, bir statüsü olmalıdır. Bu işin bir resmiyeti de olmalıdır. Resmi ve fiili yürütmeli ve bunun da bir hukuki çerçevesi olmalıdır, adı olmalıdır. Vasfı olmalıdır. Bu önemlidir. Baştan beri bu konuda sürecin başarıyla yürümesi için Önderliğimizin çok büyük bir emeği var, çabası var. Bu konuda gerçekten Önderliğimiz günün 24 saati büyük bir emek ve enerji harcıyor. Şimdi elbette buna uygun da bir yaklaşım gelişmesi lazım.”
‘Bu sürecin koordinatörüdür’
Öcalan’ın bu sürecin koordinatörü olduğunu söyleyen Bese Hozat, şöyle devam etti:
“Önderliğimiz alt kurulda rol almıyor. Bildiğimiz kadarıyla bu bir algıdır. Böyle bir algı yaratılıyor. Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İlla da koordinatör diyeceksek, Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İki yıldır zaten bu koordinatörlüğü yapıyor. Fiili olarak Önderliğimiz yaklaşık iki yıldır, 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü yapıyor. Liderliğini, önderliğini yapıyor. Yöneticiliğini yapıyor. Şimdi bu fiili olarak yürüttüğü bu çalışmanın bir hukuki çerçeveye, resmi bir çerçeveye, prosedüre, statüye kavuşturulması gerekiyor. Bunun adının resmi olarak konulması gerekiyor. Ve elbette bunun deklare edilmesi, kamuoyuna da açıklanması gerekiyor. İstenen budur.
Oluşturulan kurullar, devletin kendi kurullarıdır. Kendi kurullarıdır, kendi örgütlediği kurullardır. Onların içinde devletin kendi insanları var. Kendi perspektifi, belirlediği politika temelinde sürece uygun çalıştırmayı öngörüyor. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. Bu sürecin yönetimidir, önderidir. Fiili olarak yaklaşık iki yıldır geliştirdiği bu sürecin, dediğim gibi tekrar belirtiyorum, öneminden kaynaklı altını tekrardan çiziyorum. Bunun bir resmiyete, bir statüye kavuşturulması ve adının konulması gerekiyor. Bu önemli, istenen ve beklenen budur.”
‘Demokratik adımların atılması gerekiyor’
Bese Hozat, sürecin başarıya ulaşması için devletin yerel demokrasiyi güçlendirmesi, siyasi ve hukuki adımlar atması ve demokratik bir anayasal düzenin oluşturulması gerektiğini belirtti.
Sürecin ilerlemesi için çıkan çerçeve yasada demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılacağına dönük de bir yaklaşımın, bir iradenin ortaya konulması gerektiğini vurgulayan Bese Hozat, şunları söyledi:
“Demokratikleşme olmadan Türkiye’de bu sürecin başarıya gitmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya Türkiye’nin kavuşması, yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme sürecinin Türkiye’de gelişmesi olmazsa olmaz kabilindedir bu sürecin başarısı açısından. Bu açıktır. Biraz önce de belirttim, PKK bir sonuçtur, sorunun bir sonucudur. Bu sorun da Kürt sorunudur. Bu sorunun elbette yerel demokrasi temelinde, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi gerekiyor. Demokratik, özgürlükçü bir anayasayla Kürtler başta olmak üzere tüm halklara, inançlara özgürlüğün tanınması gerekiyor ve anayasanın bunu kabul etmesi gerekiyor. Bu temelde demokratik bir anayasa Türkiye açısından çok temel bir ihtiyaçtır. Şu anda hâlen, geçen gün kendileri de açıklıyordu, yamalı bohça gibi 12 Eylül Anayasası şu anda yürürlüktedir.
Zaman içerisinde bazı değişiklikler yapsalar da onlar da çok demokratik değişiklikler değil. İktidarın, siyasi iktidarın ihtiyacı temelinde yapılan çeşitli değişikliklerdir. Bu anlamda anayasa son derece tekçi, merkeziyetçi, faşist karakterli, inkârcı bir anayasa. Bu anayasanın artık gelinen aşamada ortadan kaldırılması gerekiyor. Yepyeni bir anayasanın; demokratik, çoğulcu, kimliklere, inançlara yer veren, kabul eden bir anayasanın yapılması gerekiyor. Geç kalındı bile. Bunun için de tüm toplumsal dinamiklerin bu sürece katılması zaruri. Sivil toplum örgütleridir, toplumun örgütlü tüm yapılarıdır, siyasi partilerdir, toplumun çeşitli örgütlü kesimleridir, demokratik kesimlerdir, kadınlardır, çevre örgütleridir. Tüm bu dinamiklerin, örgütlü demokratik yapıların da bu demokratik anayasa yapım sürecine katılması gerekiyor. Bu önemlidir.
Şimdi bu konuda da kısır bir tartışma var. İktidar ihtiyaç gördüğü zaman, ihtiyaç gördüğü ölçüde anayasayı gündeme koyuyor, çeşitli tartışmalar oluyor. Aslında anayasa etrafında bir demagojidir, almış başını gidiyor. Ortada gerçekten ciddi bir anayasayı, yeni bir anayasa yapma planı, programı yok. Kimse mesela böyle bir şey olduğunu iddia edemez. Bir tartışmadır, dediğim gibi ihtiyaç duyduğu süreçte gündeme koyduğu bir konudur. Bu da aslında siyasete alet ediliyor. Yeni bir anayasa yapım gündemi de bir nevi böyle siyasete malzeme edilen bir gündem haline getiriliyor. Bu konuda da tam bir kararlılık, irade ve ciddiyet yansımıyor. Bunu belirtmek gerekiyor. Kürt sorunu elbette, demokratik çoğulcu, Kürt kimliğini de tanıyan bir anayasayla güvenceye alınmadan, Türkiye’de de böyle kalıcı bir barıştan, demokrasiden, çözümden bahsedemeyiz. O açıdan elbette demokratik bir anayasanın yapımı son derece önemlidir.
Bununla da paralel, eş güdümlü, iç içe tüm bu tartışmalarla, Türkiye’de demokratik, siyasi ve hukuki adımların da atılması gerekiyor. Bu anlamda Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük, yerel demokrasiyi tanıyan, tekçi ve merkeziyetçi yönetim sistemine, devlet sistemine, bu anlamda bu sistemi ciddi bir reformdan geçiren bir sürece de çok ciddi ihtiyaç var. Bu süreçte hâlen Kürt sorununun çözümüne dönük de elbette ciddi bir gündem, çalışma gelişmiş değil. İş getirilip sadece silahlara indirgeniyor. Bu işin nedenleri tartışılmadan, yerel demokrasi tartışılmadan, Türkiye’nin demokratikleşmesi tartışılmadan, sadece böyle silahlara endekslenmiş, indirgenmiş bir tartışma, son derece sığ, dar, çözüm üretmeyen bir tartışma oluyor. Bunun da artık gelinen aşamada giderilmesi ve aşılması gerekiyor.”
‘Muhatabında da aynı kararlılığı görmek istiyor’
Bese Hozat, sürecin yürütülmesine ilişkin değerlendirmesinde Abdullah Öcalan’ın yaklaşımına da değindi. Öcalan’ın sürecin ilerlemesi konusunda kararlı olduğunu belirten Bese Hozat, karşı tarafta da aynı kararlılık ve ciddiyetin görülmesi gerektiğini söyledi. Öcalan’ın bu noktadaki kararlılığına vurgu yapan Bese Hozat, bu konudaki değerlendirmesini şu sözlerle aktardı:
“Ama muhatabında da aynı kararlılığı, aynı inancı, aynı ciddiyeti görmek istiyor. Hareket olarak biz de görmek istiyoruz.”
Sol, sosyalist ve demokratik güçlere seslendi
Türkiye’deki sol-sosyalist-demokratik güçlere seslenen Bese Hozat, “Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist güçlerin eleştiri ve kaygılarını bir yere kadar anlıyorum. Bizim de eleştirilerimiz var ama bu sürecin özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi süreci olduğunu anlamaları ve buna katılmalarını, sorumluluk almalarını, öncülük etmelerini bekliyoruz” diye konuştu.
Kadın hareketinden ekolojiye, farklı mücadele alanlarına işaret eden Bese Hozat, “Herkes kendi kulvarında, mahallesinde mücadele ederse, bu mücadeleler birleşmezse ne demokrasi de özgürlükler de adalet de elde edilebilir. Kadınlar, toprağını zeytinini savunan köylüler, emekçiler, adalet isteyenler güçlerini birleştirmeli” diye kaydetti.
Peşmergelerin birleşmesini değerlendirdi
Irak Kürdistan’ında YNK ve KDP peşmergelerinin ortak bir bakanlık altında birleşmesini de değerlendiren Bese Hozat, şu ifadeleri kullandı:
“Peşmergelerin ortak bir bakanlık altında bir araya gelmesi, birleşmesi de iyi bir gelişmedir, olumlu bir gelişmedir. Hükümet kurma tartışmaları da var. Biliyorsunuz seçimden sonra şimdiye kadar Başûr’da hükümet kurulmuş değil. Bu tartışmaların da elbette bir sonuca gitmesi önemlidir. Başûr’da demokratik bir hükümetin kurulması çok önemlidir. Biz bunu çok önemsiyoruz. Başûr’da da artık gerçekten parti iktidarına dayalı, aile iktidarına dayalı dönem aşılmalıdır. Tüm halk temsilcilerinin, örgütlü yapılarının, siyasi yapılarının içinde olduğu, demokratik bir biçimde kendisini ifade ettiği, temsil ettiği demokratik bir birlik hükümeti oluşmalıdır. Giderek hem böyle Başûr’daki federal yapı, demokratik federal bir yapıya, sisteme dönüşmeli hem de yönetim demokratik bir hükümete, yönetime dönüşebilmelidir.”
‘Demokratik entegrasyon demokratik devletle mümkündür’
Rojava’daki entegrasyon sürecini de değerlendiren Bese Hozat, şunları söyledi:
“Suriye’de demokratik bir devletten, bir hükümetten, yönetimden bahsetmek zaten hiç mümkün değil. Merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistem var şu anda Şam’da. Merkeziyetçi, faşist bir sisteme, demokratik bir entegrasyon da zaten pek mümkün olmuyor. Mevcut durumda, Rojava’da yürütülen demokratik entegrasyon çalışmalarının sürecin özüne ve ruhuna uygun ilerlemediği ve entegrasyonun doğru biçimde gelişmediği açıkça görülüyor. Anlaşılan o ki demokratik entegrasyon hâlâ tam olarak anlaşılmış ve kavranmış değil. Oysa demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkündür. Demokratik bir devlet, demokratik bir cumhuriyet olmadan demokratik bir entegrasyon sağlanamaz. Demokratik entegrasyon nedir? Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.”
‘Demokratik entegrasyon devletin de değişimini gerektirir’
Demokratik entegrasyonun salt silahlı grupların toplumsal ve siyasal yaşama katılımıyla sınırlı olmadığını belirten Bese Hozat, devletin yapısal olarak değişmesi gerektiğini söyledi:
“Bu anlamda da devletin de kendisini değiştirmesi demektir. Demokrasiye duyarlı hâle gelmesi demektir. Demokratik cumhuriyet inşası temelinde bir süreci geliştirmesi demektir. Demokratik bir anayasal düzenlemeye devletin de katılması demektir. Şimdi bunlar var mıdır Suriye’de? Yoktur. Dolayısıyla şu anda entegrasyondan anlaşılan nedir? 14 yıldır devam eden demokratik özerk yönetim kurumlarının bir nevi böyle Şam’a devredilmesi biçiminde anlaşılıyor. Devlet sistemine göre bir bakıma böyle Rojava alanının da Hesekê vilayetinin de yönetilmesi biçiminde anlaşılıyor. Bu çok yanlış bir anlaşılma biçimidir. Demokratik entegrasyonu çok yanlış bir biçimde anlama ve kavrama biçimidir. Demokratik entegrasyon süreci öyle kolay gelişecek bir süreç değil. Devletin demokratikleşmesiyle, Suriye’nin de demokratikleşmesiyle, demokratik bir Suriye inşasıyla paralel, eş güdümlü, iç içe gelişecek bir süreçtir. Bu ciddi bir demokrasi mücadelesi istiyor, çalışması istiyor.
Elbette bütün bu süreçler içerisinde Şam’daki zihniyet bellidir. Son derece antidemokratik, faşist bir zihniyet hâlen var. Bu anlamda gerilimli geçecek bir süreçtir. Öyle kolay kolay gelişecek bir süreç de değildir. Bu sürece de elbette bunu da göze alarak bir demokrasi mücadelesinin yürütülmesi gereklidir. Bu konuda problemler var. İşte en son anadilin 3 saate, seçmeli derse indirgenmesi, haftada 3 saate indirgenmesi biraz önce bahsettiğim Şam’daki bu anlayışın bir sonucudur. Şimdi Şam’da demokratik bir sistem olmazsa, bir yönetim biçimi olmazsa elbette o zihniyetin kabul edeceği şey anadilde eğitim olmaz. Kabul edeceği şey en fazla 2-3 saat seçmeli ders olur. Şimdi Rojava 14 yıldır demokratik özerklikle yönetiliyor. Demokratik ulus paradigması orada beden kazandı.”
Rojava’daki gelişmeler
Rojava’da anadili kabul etmeyen bir zihniyetin Suriye’ye demokrasi, barış, özgürlük getiremeyeceğini ifade eden Bese Hozat, bu zihniyet aşılmadığı takdirde Suriye’nin iç savaştan kurtulamayacağını kaydetti. Rojava halkının büyük bedeller ödeyerek anadilde eğitim hakkı elde ettiğini hatırlatan Bese Hozat, Şam’da zihniyet değişikliği olmadan sağlıklı, doğru bir demokratik entegrasyon sürecinin de gelişmeyeceğini sözlerine ekledi:
“Bütün bu süreçler içerisinde Şam’daki zihniyet bellidir. Son derece antidemokratik, faşist bir zihniyet hâlen var. Bu anlamda gerilimli geçecek bir süreçtir. Öyle kolay kolay gelişecek bir süreç de değildir. Bu sürece de elbette bunu da göze alarak bir demokrasi mücadelesinin yürütülmesi gereklidir. Bu konuda problemler var. İşte en son anadilin 3 saate, seçmeli derse indirgenmesi, haftada 3 saate indirgenmesi biraz önce bahsettiğim Şam’daki bu anlayışın bir sonucudur. Şimdi Şam’da demokratik bir sistem olmazsa, bir yönetim biçimi olmazsa elbette o zihniyetin kabul edeceği şey anadilde eğitim olmaz. Kabul edeceği şey en fazla 2-3 saat seçmeli ders olur. Şimdi Rojava 14 yıldır demokratik özerklikle yönetiliyor. Demokratik ulus paradigması orada beden kazandı.”
‘Rojava halkı anadilinde eğitim görmek için büyük bedeller ödedi’
“14 yıldır Rojava’da, genel Kuzey-Doğu Suriye’de halklar birlikte, demokratik, özgür bir biçimde bir arada yaşadı. Her halk, Kürtler de başta olmak üzere kendi anadilinde eğitim gördü. Kürtler anadilde eğitim yaptı, Asuri-Süryaniler anadilde eğitim gördü. Kuzey-Doğu Suriye’de yaşayan tüm kesimler Arapları ile çok dilli kimliği oldu Rojava’nın. Şimdi bütünen böyle bunu görmezden gelen, bir bakıma bunu böyle reddeden, inkâr eden bir yaklaşım gözleniyor. Bir yaklaşım görülüyor. Şimdi bu yaklaşım, bu anlayış, bu zihniyet Suriye’ye demokrasi getirmez, barış getirmez, özgürlük getirmez. Halkların bir arada özgürce, kardeşçe yaşamasını getirmez. Bu zihniyet aşılmazsa, Suriye bir biçimde bugün olmaz yarın, yarın olmaz diğer gün, fakat Suriye hiçbir zaman savaştan kurtulamaz. Gerginlikten kurtulamaz, istikrarsızlıktan kurtulamaz. Bu açıktır. Haftada 3 saat seçmeli ders olarak kimse Kürtçe eğitim göremez, bunu kabul edemez. Zaten kabul etmediklerini ifade ediyorlar.
Her gün çocuklar, gençler, yaşlılar, tüm Rojava halkı 7’den 70’e ayaktadır. Çok ciddi protestolar gelişiyor. Bu belli ki devam edecek. Çok büyük bir öfke yarattı bu. Bir halkın dilini, anadilde eğitimini kabul etmiyorsan sen o halkın varlığını da kabul etmiyorsun demektir. Bir halkın varlığını kabul etmek demek, o halkın anadilde eğitimini kabul etmek demektir. Anadilde eğitimini yasaklamak ne demek? Yasaklamak ne demektir? Büyük bir mücadele verdi bu halk, çok büyük bedeller verdi. Bu bedeller anadilde eğitim görmek içindi, özgürce kendisini yönetmek içindi, öz yönetimi içindi, öz savunması içindi. Şimdi bunları yok saymak demek, Suriye’nin istikrarsızlığına sonuna kadar kapıyı açmak demektir, ardına kadar açmak demektir. O açıdan çok ciddi bir gerçekten bu konuda zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Şam’da zihniyet değişikliği olmadan sağlıklı, doğru bir demokratik entegrasyon süreci de gelişmez, bu mümkün olmaz.”
‘İran’ın önünde iki seçenek var’
İran’da yaşanan gelişmelere de değinen Hozat, halkın demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet taleplerinin arttığını, İran rejiminin bu taleplere gözünü, kulağını kapatması durumunda bütünen kaybedeceğine dikkat çekti.
Gelinen aşamada zaten mevcut yönetimin de, rejimin de meşruiyetinin kalmadığını belirten Bese Hozat, İran’ın önünde iki seçenek olduğunu; ya çok ciddi reformlara gidip demokratik adımlar atarak süreci atlatacağını ya da çözüleceğini belirtti.
Hozat’ın açıklamaları, sürecin yalnızca güvenlik ve silah bırakma başlıkları üzerinden değil, siyasi ve hukuki düzenlemeler ile demokratikleşme çerçevesinde ele alınması gerektiğine ilişkin yaklaşımı ortaya koydu. Türkiye’de sürecin ikinci aşamasında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi gerektiğine ilişkin benzer değerlendirmeler daha önce de kamuoyuna yansımıştı.








